etiketler

arşiv

Mantığın İflas Ettiği Yerde: Dada Akımı Nasıl Doğdu?

Yirminci yüzyılın başı, insanlığın bilimde, teknolojide ve sanatta büyük ilerlemeler kaydettiği bir dönem olarak görülüyordu. Ancak 1914 yılında patlak veren Birinci Dünya Savaşı, bu iyimser tabloyu tamamen yıktı. İlerleme ve akılcılık iddiasındaki modern dünya, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği devasa bir yıkım alanına dönüştü.
İşte Dada akımı, tam da bu yıkımın ve hayal kırıklığının ortasında doğdu. Savaşın yarattığı anlamsızlığa karşı bir tepki olarak ortaya çıkan bu hareket geleneksel sanatı, aklı, mantığı ve toplumun yerleşik değerlerini reddetti. Bu ilk yazıda, Dada’nın Zürih’teki küçük bir kabarede nasıl başladığını ve sanata karşı nasıl radikal bir başkaldırıya dönüştüğünü inceliyoruz.

Savaşın Gölgesinde Bir Sığınak: Zürih ve Cabaret Voltaire

Birinci Dünya Savaşı Avrupa’yı kasıp kavururken, İsviçre tarafsızlığını koruyan nadir ülkelerden biriydi. Bu durum, Zürih kentini savaştan, zorunlu askerlikten ve yıkımdan kaçan sanatçılar, yazarlar, şairler ve düşünürler için güvenli bir sığınak hâline getirdi.

Şubat 1916’da Alman şair Hugo Ball ve eşi Emmy Hennings, Zürih’te Cabaret Voltaire adını verdikleri küçük bir mekân açtılar. Amaçları, farklı ülkelerden gelen sanatçıların bir araya gelerek performanslar sergileyebileceği bağımsız bir alan yaratmaktı. Kısa sürede bu mekâna Tristan Tzara, Jean Arp, Marcel Janco ve Richard Huelsenbeck gibi genç ve öfkeli sanatçılar katıldı.

Cabaret Voltaire’de düzenlenen geceler, alışılagelmiş tiyatro ya da konser etkinliklerine hiç benzemiyordu. Sahneye çıkan sanatçılar aynı anda farklı dillerde şiirler okuyor, teneke kutularla gürültülü müzikler yapıyor, tuhaf maskeler takarak ritmik danslar sergiliyordu. Bu gösteriler bir eğlenceden ziyade, Avrupa’yı felakete sürükleyen burjuva kültürüne ve savaş çığırtkanlığına karşı duyulan derin tiksintinin dışa vurumuydu.

Akla ve Sanata Başkaldırı: Anti-Sanat Düşüncesi

Dadaistlerin en temel derdi, savaşın sorumlusu olarak gördükleri akılcılık (rasyonalizm) anlayışını çürütmekti. Onlara göre bilimi, felsefeyi ve mantığı elinde tutan modern toplum insanlığı toplu bir katliama götürdüyse, o zaman mantığın kendisinde ciddi bir sorun vardı. Mantıklı davranmanın sonucu yıkımsa, geriye kalan tek protesto yolu anlamsızlığı ve mantıksızlığı savunmaktı.

Bu düşünce, sanat dünyasında anti-sanat (anti-art) kavramının doğmasına yol açtı. Dadaistler geleneksel sanatın araçlarına ve amaçlarına karşı çıktılar:
  • Sanatın estetik, güzel ya da hoşa giden şeyler üretmek zorunda olmadığını savundular.
  • Müzelerde ve galerilerde sergilenen elitist sanat anlayışını reddettiler.
  • Sanatçının dâhi bir yaratıcı olduğu fikrini yıkıp sanatı günlük hayatın ve rastlantıların bir parçası yapmayı hedeflediler.
Onlar için Dada, yeni bir sanat akımı veya stil değildi. Aksine, mevcut tüm sanat akımlarını ve üslupları yok etmeyi amaçlayan yıkıcı bir tutumdu.

Dada İsminin Gizemi ve Bildiriler Çağı

Grubun benimsediği "Dada" isminin kaynağı hakkında kesin bir bilgi yoktur ve bu belirsizlik akımın ruhuna tamamen uygundur. En yaygın anlatıya göre, Hugo Ball ve Richard Huelsenbeck bir Fransızca-Almanca sözlüğü rastgele bir kâğıt bıçağıyla açmış ve bıçağın ucu Fransızca çocuk dilinde "tahta at" anlamına gelen dada kelimesine denk gelmiştir.

Kelimenin hiçbir derin anlam taşımaması, kurucular için mükemmel bir uyum sağladı. Fransızcada tahta at, Rusçada "evet evet", bazı Afrika lehçelerinde ise kutsal bir ineğin kuyruğu anlamına gelen bu sözcük, anlamsızlığın ve evrenselliğin simgesi hâline geldi.

Dadaistler fikirlerini yaymak için sık sık bildiriler (manifesto) yayımladılar. Tristan Tzara’nın kaleme aldığı bildirilerde, Dada’nın ne olduğu değil, ne olmadığı vurgulanıyordu. Aynı dönemde Hugo Ball, kelimelerin sözlük anlamlarını tamamen kaldırarak sadece seslerden oluşan ses şiirleri (Lautgedichte) yazmaya başladı. Ball’un özel bir kostüm giyerek okuduğu "Karawane" adlı şiir, dilin geleneksel yapısını yıkan en ünlü Dada performanslarından biri oldu.

Zürih’ten Dünyaya Yayılan Bir İsyan Dalgası

Zürih’te başlayan bu küçük kıvılcım, savaşın sona ermesiyle birlikte Avrupa ve Amerika’nın büyük sanat merkezlerine sıçradı. Cabaret Voltaire kapandı ama Dadaist sanatçılar kendi ülkelerine dönerek hareketi uluslararası bir boyuta taşıdılar.
 
Berlin: Richard Huelsenbeck, Raoul Hausmann ve Hannah Höch’ün yer aldığı Berlin Dada grubu, dönemin Almanya’sındaki siyasi çalkantılara odaklanarak çok daha politik bir çizgi benimsedi.
 
Paris: Tristan Tzara’nın Paris’e taşınmasıyla grup, edebiyat ve sürrealizmin temellerini atacak yayınlara ağırlık verdi.
 
New York: Marcel Duchamp ve Francis Picabia, Amerika’da "hazır-yapıt" kavramıyla sanat dünyasının sarsılmasına öncülük etti.

Her şehir, Dada’yı kendi toplumsal ve siyasi koşullarına göre yeniden biçimlendirdi. Ancak hepsinin ortak paydası, yerleşik düzene, mantığa ve kurumsallaşmış sanata duyulan radikal tepkiydi.

Hazırlayan: Gökhan Demir
Kolaj: İdil Yüksel

konu dükkân

konudukkan.com

her hafta bir konu.

arşiv.