Dada hareketi sadece geleneksel düşünce biçimlerine değil, sanatın üretilme ve sergilenme yöntemlerine de baştan sona karşı çıktı. Bir ressamın tuval karşısına geçip fırçayla manzara resmetmesi veya bir heykeltıraşın mermeri yontması, Dadaistlere göre geçmişin miadı dolmuş akademik kurallarıydı.
Sıradan Nesnelerin Dönüşümü: Marcel Duchamp ve Hazır-Yapıt Devrimi
Geleneksel sanat anlayışına en büyük darbeyi vuran isimlerden biri Fransız sanatçı Marcel Duchamp oldu. Duchamp, sanatın sadece el becerisine, fırça darbelerine veya teknik ustalığa dayalı bir zanaat olmadığını savundu. Onun için önemli olan düşünce, fikir ve sanatçının yaptığı seçimdi.Bu yaklaşım, sanat tarihine hazır-yapıt (ready-made) olarak geçen devrimsel bir kavramı doğurdu. Duchamp, fabrikalarda seri üretilen sıradan objeleri alıp üzerlerinde çok az değişiklik yaparak ya da hiç yapmayarak sergi salonlarına taşıdı:
- Bir ahşap taburenin üzerine baş aşağı monte ettiği bisiklet tekerleği,
- Sıradan bir demir şişe askısı,
- Ve en ünlüsü, 1917 yılında R. Mutt takma imzasıyla bir sergiye gönderdiği seramik pisuvar (Çeşme / Fountain).
Bu hamle, "Sanat nedir ve kim belirler?" sorusunu sanat dünyasının gündemine bir daha silinmemek üzere kazıdı.
Makas, Yapıştırıcı ve Siyaset: Hannah Höch ve Fotomontaj
Dadaistlerin görsel sanata kazandırdığı bir diğer güçlü teknik ise fotomontaj oldu. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası Berlin’de yaşayan Dadaistler, basılı medyanın ve propagandanın gücünü fark etmişlerdi.Hannah Höch, Raoul Hausmann ve John Heartfield gibi sanatçılar gazete sayfalarını, dergileri, moda fotoğraflarını ve siyasi afişleri makasla kesip yeniden birleştirerek yepyeni görsel kompozisyonlar oluşturdular.
Fotomontaj sadece estetik bir arayış değildi; aynı zamanda sert bir toplumsal ve siyasi eleştiri aracıydı:
Hannah Höch, Weimar Almanya’sındaki kadın kimliğini, tüketim çılgınlığını ve toplumsal cinsiyet rollerini gazete kupürleriyle parçalayıp yeniden kurguladı.
John Heartfield, yükselen Nazizm ve Hitler propagandasına karşı gazete fotoğraflarını kullanarak sert siyasi hicivler üretti.
Geleneksel boya ve tuvalin yerine gazete ve dergi sayfalarının geçmesi, sanatın gündelik hayatın ve siyasetin tam göbeğinde yer almasını sağladı.
Şansın ve Rastlantısallığın Egemenliği: Jean Arp ve Şapkadan Çıkan Şiirler
Dadaistler, sanatçının her şeyi kontrol ettiği, planladığı ve kusursuzlaştırmaya çalıştığı klasik üretim sürecine inanmıyorlardı. Onlara göre evrenin kendisi kaotikti ve sanat da bu rastlantısallığa kucak açmalıydı.Jean Arp, renkli kâğıtları rastgele parçalara ayırır, bunları büyük bir kâğıt tabakasının üzerine yukarıdan serbestçe bırakır ve kâğıtların düştüğü konumu hiç bozmadan oraya yapıştırırdı. Böylece eserin biçimlenmesinde son sözü sanatçının iradesi değil, yer çekimi ve şans söylerdi.
Edebiyatta ise Tristan Tzara, rastlantısallığı şiir yazma tekniğine dönüştürdü. Tzara’nın meşhur Dadaist şiir tarifi son derece basitti:
- Bir gazete alın ve yazmak istediğiniz uzunlukta bir makale seçin.
- Makaledeki kelimeleri tek tek makasla kesin.
- Kelimelerin hepsini bir şapkanın içine atın ve yavaşça çalkalayın.
- Çektiğiniz her kelimeyi şapkadan çıkma sırasıyla bir kâğıda dizin.
Ses Şiirleri ve Performans: Sözcüklerin Anlamdan Özgürleşmesi
Dadaistlerin dile karşı başlattığı savaş, sözcüklerin sözlük anlamlarını tamamen ortadan kaldırmaya kadar vardı. Hugo Ball ve Kurt Schwitters, şiiri sadece ses, ritim ve fonetik öğelerden oluşan bir performans hâline getirdiler.Ses şiiri (Lautgedichte) adı verilen bu teknikte bilinen hiçbir dilde karşılığı olmayan, sadece anlamsız hece ve ses topluluklarından oluşan metinler yazılıyor ve sahnede ritmik bir şekilde okunuyordu.
Amaç, dilin politikacılar ve basın tarafından araçsallaştırılmasına tepki göstermek ve kelimeleri üzerlerine yüklenen propaganda anlamlarından kurtarıp saf sese dönüştürmekti. Bu performanslar, günümüzdeki performans sanatı ve deneysel müzik türlerinin ilk adımları olarak kabul edilir.
Hazırlayan: Gökhan Demir
Kolaj: İdil Yüksel
